Sürdürülebilir kalkınmanın yolunu aydınlatmak

Asya ve Avrupa kıtaları arasında bir köprü olan Türkiye, medeniyetin beşiklerinden biri. Küresel olarak tanınan üç biyolojik çeşitlilik sıcak noktasına sahip olan Türkiye, aynı zamanda pek çok bitki, hayvan ve diğer canlı türlerine de ev sahipliği yapıyor. Bu nedenle, türlerin yok olduğu bir dönemde, doğal kaynakları korumak herkes için ulusal ve küresel bir öncelik haline geldi.

Photo: Küre Dağları Ekoturizm Derneği

Türkiye’de hâlihazırda korunan doğal alanlar sistemi bulunuyor, fakat bu alanların yönetimi her zaman yeterli olmuyor. Alanların tahribatı, aşırı otlatma ve yasal olmayan ağaç kesimi nedeniyle Türkiye’nin ormanlarının yarısı orman vasfını yitirmiş sayılıyor. Zararların bir kısmı, ısınmak amacıyla odun toplamak gibi temel ihtiyaçları için ormanları kullanan yerel halk tarafından veriliyor.

UNDP’nin hükümet ile birlikte yürüttüğü çalışmaların da katkısıyla Türkiye, ormanlarındaki bu azalmayı tersine çevirmeye başladı. Hükümet hem korunan alanlarının kapsadığı alanı genişletti hem de ormanların uzun süreli ve sürdürülebilir yönetimi için kapsamlı planları yerel halkla geliştirdi.

Öne çıkanlar

  • Küre Dağları Milli Parkı 38 bin hektarlık bir alanı kapsıyor ve bu park ayni zamanda 134 bin hektarlık bir ara bölge ile çevreleniyor.
  • 2012’de park Türkiye’nin ilk Avrupa’nın 13. Pan Park sertifikalı milli parkı oldu.
  • Türkiye’nin ilk eko turizm merkezinin açılması bölgedeki is hacmini büyüttü. Özellikle Pınarbaşı ilçesinde pek çok pansiyon ve otel kuruldu.
  • Ekipmanların izlenmesi ve ziyaretçilerin yönetimini sağlayan gözetleme sistemiyle yönetimin etkinliği perçinlenmiş oldu. Böylece proje başladığından itibaren yüzde 132 gelişme sağlanmış oldu.
  • Yoğun bir şekilde yapılan ağaç kesme faaliyetleri durduruldu. Yaklaşık 15 bin ağaç bozuk orman alanlarına dikildi.
  • Proje Haziran 2012’de Brezilya’da gerçekleştirilen Rio+20 Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’nda sürdürülebilir kalkınma ve yeşil ekonomi uygulamalarıyla Türkiye’yi temsil eden en iyi 24 uygulamadan biri seçildi.

Küre Dağları Milli Parkı’nın yakınındaki Aşağıcerci köyünden 76 yaşındaki aktivist Galip Arslan şunları söylüyor: “Milli park elimizdeki meşale gibi, yolumuzu aydınlatıyor.”

Galip Arslan, doğanın nasıl korunacağını yerel halka öğretmeye kendini adamış bir sivil toplum kuruluşunu yönetiyor.

Yaklaşık 10 yıl önce Galip Arslan ve komşuları, milli parkın sınırlarını belirleme çalışmalarında önemli görevler üstlenmişti. Bugün parkın yönetiminde de önemli görevleri var. Küre Dağları Milli Parkı’nda yürütülen proje ile sıradan vatandaşların ve merkezi hükümetin çevreyi korumak için beraber çalıştığı bir sürece tanık olundu.

Galip Arslan, “Projeye geniş katılım sağlandı ve böylece yerel halkın geçim kaynaklarına ve buradaki eşsiz doğaya değer veren ve önemseyen insanların sayısı arttı” diyor.

Bir milli park kuruldu

Bu anlamda çalışmalar, 1998 yılında Orman Bakanlığı’nın UNDP ve FAO ile birlikte biyolojik çeşitliliği korumaya ve kırsal kalkınmayı teşvik etmeye yönelik bir program için işbirliği yapmasıyla ivme kazandı. Çalışmaların ilk odak noktası Küre Dağları idi. O zamanlar Küre Dağları korunan alan statüsüne sahip değildi, fakat pek çok çalışma koruma altına alınması gerektiğini söylüyordu.

Avrupa’nın 100 orman sıcak noktasından biri olarak kabul edilen Küre Dağları, zamanında tüm Karadeniz’i kuşatan orman tiplerinin örneklerini barındırıyor. Alanda ayrıca eşsiz bir manzara sunan sarp kayalıklar, şelaleler, kanyonlar, mağaralar ve yüzlerce çeşit bitki ve hayvan çeşidi bulunuyor.

Uzun dönemli koruma için yerel halkın da çalışmalara dâhil edilmesi gerektiğini düşünen UNDP ve FAO, Bakanlığa bir teklif sundu. Teklifte, Küre Dağları’nda oluşturulacak olan yeni milli parkın sınırlarını belirlerken katılımcı bir süreç başlatmak ve milli parkın sınırlarının belirlenmesinde insanların yaşayabileceği ve orman kaynaklarını sürdürülebilir bir şekilde kullanabileceği bir tampon bölge oluşturmak gibi öneriler bulunuyordu.

Bakanlık bu yaklaşımda hem fikir oldu ve böylece iki yıllık bir süreç başladı. Bu sürece pek çok sivil toplum kuruluşu, köylü ve hükümet yetkilileri katıldı. Sonuçta 38 bin hektarlık bir alanı kapsayacak yeni bir milli park üzerine anlaşıldı, aynı zamanda bu parkın 134 bin hektarlık bir tampon bölge ile çevrelenmesi kararlaştırıldı. Yerel halk, yaşamını sürdüreceği ve çiftliklerinde ve bahçelerinde faaliyetlerini devam ettireceği bu tampon alanda otlatma ve ağaç kesme faaliyetlerini sınırlamayı kabul etti.

2000 yılında Küre Dağları Milli Parkı resmi olarak ilan edildi. 2012’de park Türkiye’nin ilk, Avrupa’nın 13. Pan Park sertifikalı milli parkı oldu. Bu sertifika ile Küre Dağları Milli Parkı’nın korunan alan ve eko turizm noktası olarak önemi vurgulanmış oldu.

Yeni yönetim altında

Yerel yetkililer ve milli park yetkilileri, Küresel Çevre Fonu’ndan alınan bir dizi küçük fonlarla eko turizm ve sürdürülebilir kaynak kullanımı konularında projeler geliştirmek için sivil toplum örgütleri ile çalıştı.

Park giderek turistik bir nokta olarak dikkatleri çekmeye başladı WWF-Türkiye’nin (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) desteklediği bir proje ile konaklama imkânına da sahip Türkiye’nin ilk eko turizm merkezi kuruldu. Bu durum, pek çok ziyaretçiyi bölgeye çekti ve parkın yakınında bulunan Pınarbaşı ilçesindeki girişimcilerin bölgeyle ilgilenmesi sağlandı. 10 yıl önce bölgede hiçbir tesis yokken, bugün parktaki pansiyonlar ve oteller toplamda yaklaşık 200 ziyaretçiyi ağırlayacak kapasitede.

2008 yılından itibaren artık parkın yönetimi için daha uyumlu bir yaklaşım gerekiyordu. Küresel Çevre Fonu’nun desteğiyle UNDP ve Çevre ve Orman Bakanlığı, WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) ile birlikte çalışmaya başladı. WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) hem yerel çevresel konularda geniş bir uzmanlığa sahip, hem de PAN Parks sertifikasının kurucusu küresel WWF’in Türkiye Ofisi.

Projenin temel hedefleri milli parkı yönetmek, korumak ve tampon bölgede doğal kaynakların dengeli kullanımını sağlamak için geniş kapsamlı bir plan geliştirmekti.

Milli parkı kurarken elde edilen deneyimlerden yola çıkılarak projede, hükümet yetkilileri, sivil toplum örgütleri, yerel halk ve akademik uzmanlardan oluşan katılımcı çalışma grupları oluşturuldu. Yapılan ilk eğitim ile ulusal otoritelerin yeni bir koruma yönetimi ve eko turizm anlayışı geliştirmeleri sağlandı.

Türkiye’de ilk defa, bir milli park yönetim planı ve sürdürülebilir turizm planı geliştirilirken istişarelerin sonuçları dâhil edildi. Bütün bunlara dayanarak Bakanlık, milli parkın sınırlarını çizmek ve etkin kontrolünü sağlamak için gerekli önlemleri aldı.

Yeni yapıya göre; iki ziyaretçi merkezi, bir bilgi merkezi, giriş kapıları, yollar ve işaretlemeler yapıldı. Ekipmanların denetlenmesi ve ziyaretçilerin yönetimini sağlayan izleme sistemiyle yönetimin etkinliği perçinlenmiş oldu. Böylece proje başladığından beri yüzde 132 gelişme sağlanmış oldu.

Daha çok ormanlarla kaplı olan tampon bölgede, yerel halkı orman yönetim planlamasına dâhil etmek için 17 farklı orman işletme şefliği kuruldu. Orman yönetim planlaması ile peyzajı ve yaban hayatını daha iyi muhafaza etmek amaçlanıyor. Yoğun bir şekilde yapılan ağaç kesme faaliyetleri durduruldu. Bozuk orman alanlarını rehabilite etmek amacıyla yaklaşık 15 bin ağaç dikildi. Oduna olan talebi azaltmak için su ısıtmada kullanılacak güneş panellerinin kurulması teşvik edildi. Şu anda 300 ailenin evinde güneş panelleri bulunuyor.

Değişim kök salıyor

Küre Dağları Milli Parkı’nda yürütülen projenin hedeflerinden biri Türkiye’deki diğer milli parklarda ya da doğal alanlarda da uygulanabilecek bir yönetim modeli oluşturmaktı. Hükümet hâlihazırda 41 milli parkta izleme araçlarını uygulamaya başladı. Yenice Ormanlarında sürdürülebilir turizm için planlar geliştiriliyor. Eko turizm eğitim kursları geliştirmek için hükümet yetkilileri, yerel sivil toplum örgütleri ve turizm şirketlerinden oluşan bir Pan Parks grubu oluşturuldu.

Bir diğer önemli sonuç da, hükümet ile sivil toplum örgütlerinin çıkarlarının bir araya geldiği bu projedeki karar alma mekanizmalarında halk katılımının marjinal kalmaması. Yerel sivil toplum kuruluşları, Küre Dağları Milli Parkını denetleyen heyetlerde hala resmi pozisyonlarda bulunuyorlar. Yerel sivil toplum kuruluşları aynı zamanda orman yetkililerinin tüm ülkede sorumluluk alanına giren üç yeni ormancılık işlevinin belirlenmesi istişarelerinde de yer aldı. Bu işlevler peyzajın korunması, yaban hayatının korunması ve yaban hayatının geliştirilmesi olarak belirlendi.

Sivil toplum kuruluşlarının bu sürece başarılı ve sürdürülebilir katkıları Türkiye’nin yönetişim yapısındaki âdemi merkeziyetçilik için önemli bir örnek sunuyor. Böylece merkezi hükümetin yerine getirdiği pek çok görevler yerel yönetimlerin sorumluluğuna giriyor.

Galip Arslan’ın da söylediği gibi, “Örgütlenmiş bir toplum güçlü bir toplumdur. Bizler gelecek için daha iyi bir vizyona ve umuda sahip olacağız.”

UNDP Dünyada

Buradasınız UNDP Türkiye 
Git UNDP Global